27 Nisan 2011 Çarşamba

BÖ Oyun ile Söyleşi

Fatma Çölkesen
Serpil Demirci

Fatma: Öncelikle size örgütlenme süreciyle ilgili biraz bilgi verelim. İATP-G‘yi biliyorsunuz. Daha önce de konuşmuştuk. Daha sonra Türkiye Tiyatrolar Birliği süreci gelişti. İstanbul grupları olarak ona dâhil olduk. Bazı antidemokratik durumlar nedeniyle oradan ayrıldık. TTB’den ayrıldıktan sonra eski İATP-G grupları olarak yeni bir örgütlenmeye gitmemiz gerektiğini konuşmaya başladık. Uzun zamandır bununla ilgili ne yapabiliriz diye tartşıyoruz. Bu doğrultuda şöyle bir karar çıktı: Bu, eski örgütlenme gibi olmasın. Yıllardır süren bu örgütlenmede hep üç beş grup kalıyor. Yeni bir örgütlenme süreci olsun. Biz bir şey kuralım ve diğer grupları davet edelim değil de hep beraber bir yapı oluşturalım, diye düşündük. Bu söyleşinin de bu toplantıların amacı da bu. Grupları tanımak ve onların örgütlenmeye bakış açılarını öğrenmek istiyoruz.  Ayrıca  eskiden beri yapılan İstanbul Amatör Tiyatro Günleri var. Mayıs ayında yapılan bu şenliğe sizi davet etmek istiyoruz.
İlk olarak sizi tanıyalım. Nasıl kuruldunuz? Ne zaman kuruldunuz? Grupta nasıl bir yapı var?

Usta: Aslında şimdi BÖ adıyla anılan grubun kökleri 1996’da Tiyatro Manga adıyla kurulmuş yapıya dayanır. O yapı etkinliklerine tiyatro işliği olarak başladı. Ondan sonra biraz daha genişledi. O dönem içerisinde yapı  neredeyse bir okul haline gelmişti. Tiyatro eğitiminin, tiyatro işliğinin, oyunlar üretmenin dışında felsefe işliği, tarih işliği, estetik işliği,ekonomi politik işlikleri de sürdürüldü. Bu işlikler dışarıdan katılan konusunun erbabı kişilerin öncülüğünde sürdürüldüğü gibi yapı elemanlarının öncülüğünde de ayrıca sürdürülmekteydi.  Biz 2003’te o yapının üretim sürecini sonlandırdığımız zaman tahmin ediyorum sekiz yüze yakın seminer gerçekleştirilmişti. Çok hızlı üretim yapılan bir süreçti. Ve epey de bir yoğun mesai harcanan. Galatasaray’da kendimize ait (mal sahibi olarak değil de kiracı olarak) bir yerimiz vardı.

15 Nisan 2011 Cuma

Tiyatro Merdiven İle Görüşme

Gizem Kurtsoy
Hüseyin Erdoğdu

Gizem Kurtsoy: Önce son süreçten biraz bahsedip ondan sonra sorulara geçelim istiyorum. Sizden bir arkadaş Boğaziçi Üniversitesinde yaptığımız TTB (Türkiye Tiyatrolar Birliği) kurultayı hazırlık toplantısına gelmişti, arkadaşın ismini şimdi tam hatırlayamıyorum.

Selçuk Delipınar: Tiyatro Merdiveni temsilen Handan ile beraber gelmiştik.

Gizem Kurtsoy: Evet, sizinle ilk orada tanışmıştık. Hatta iletişim adresini ve telefonunu o zaman almıştık. Biliyorsunuz ki o süreçte bir örgütlenme çabası vardı, o dönemde TTB üyesi gruplar olarak o toplantıyı gerçekleştirmiştik. Daha sonra TTB’den bir ayrışma süreci oldu, bu konuya dair bir bilginiz var mı bilmiyorum.

Selçuk Delipınar: Bir kısmını sizlerin sayesinde gelen maillerden takip ettik ama ne yapıldığı konusunda fazla bilgimiz yok. Biz en son Çalışan Tiyatrocuların ortak bir deklarasyonu olan Çalışan Tiyatroları Bildirisine imza atmıştık. Bu kadar, ondan sonraki süreci bilmiyoruz.

Gizem Kurtsoy: Evet, o süreçte geçen sene yapılan Kurultaya için yazılan bir deklarasyondu. Daha sonra Ankara’da yapılacak bir Kurultay daha vardı ama biz Ankara Kurultay’ından önceki süreçten biraz bahsedeyim. Aslında TTB yapılanmasına biraz belirsizlik hâkimdi. Bölgesel bir yapılanmadan söz ediliyordu, örneğin Marmara Bölgesi adı verilen bir bölge vardı ama bu bölgede bir İstanbul’daki gruplar vardı, bir de Kocaeli’nde bir grup vardı. Yani bütün bir Marmara bölgesini oluşturabilecek çok fazla grup yoktu. Yani “Marmara Bölgesi” demenin çok da bir anlamı yoktu. Bu bölgede pek çok grup İstanbul’da bulunuyordu ve biz İstanbullu gruplar olarak 15 günde bir ya da her hafta bir araya gelip sorunları tartışıyor, çözüm önerileri getiriyor ya da başka bir şekilde ifade etmek gerekirse örgütlenme üzerine kafa yoruyorduk.

14 Nisan 2011 Perşembe

TÜRKİYE GÜZELİ

Hüseyin Erdoğdu

2008 de, Amerika orta sınıf bir ailenin hayatını konu alan Hayallerin Peşinde adlı filmi izlemiştim. Filmde çekirdek Ailenin babası Frank ile annesi April, rutin hayatlarına hareket getirmek, bu sıkıcı hayatlarını değiştirmek için Amerikan banliyösünden Paris'e taşınmak gibi bir ''maceranın'' hayalini kurarlar. Hayalini kurar ama gitmezler. Tipik orta sınıf karakterini sergilerler tabi ki. Orta sınıf, her an her durumdan şikayetçi, her şeyden sıkılan ama var olan durumu değiştirmek için asla zahmete girmeyen, hep kararsız, yeni bir karar almaktan aciz, karar aldıklarında pratiğe geçirmeyen bir yapıya sahiptir. Kaldı ki çoğu zaman hayalini kurdukları şeyleri hayata geçirseler bile yaşam biçimini değiştirecek şeyler değildir bunlar. Yaşam biçimlerini değiştirecek yeniliklerden ölesiye korkarlar. Filmin yönetmeni Sam Mendes, daha öncede (ülkemizde de çokça bilinen) Amerika Güzeli filminde yine orta sınıf yaşam tarzını deşmişti...

Geçenlerde Maya sahnesinde, Yeni Bir Hayat İçin adlı oyunu izlerken nedense aklıma bu filmler geldi. Gerçi nedeni belli; oyun da orta sınıfın bir üyesi olan Selim Bey'in üzerinden orta sınıfı konu alıyordu. İzlediğim filmler ile oyun arasında çok fark var mıydı? Bence yok. Sadece biri sinema filmi biri tiyatro oyunu. Biri Amerika güzeli biri Türkiye güzeli (siz Türkiye orta sınıfı diye okuyabilirsiniz) . Yalnız bizim güzelimiz Amerika güzeline karşı her daim biraz ezik. Ben burada Sam Mendesin filmleri ile oyunun karşılaştırmasını yapmayacağım. Ben size oyunun başkarakteri Selim Özden’in (tabi ki orta sınıfımızın da) hikâyesini anlatmaya çalışacağım.

31 Mart 2011 Perşembe

Örgütlenme Ve Dayanışmanın Gerekliliği Üzerine

İÜEAT/İÜFF Tiyatro Kulübü – Mart 11'

İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi (İÜFF) Tiyatro Kulübü 2010-2011 eğitim-öğretim yılında, İÜ EAT çatısı altında kuruldu. Her ne kadar tarih bize yakın gibi görünse de kulübün geçmişi çok daha uzun ve kurulmak için mücadeleyle geçen yıllara dayanmakta ve  bu süreç Öğrenci Kültür Merkezi’nin (ÖKM) kapatılma dönemine kadar sürmektedir.

2009-2010 döneminde  Deneysel Sahne öğrenci kadrosunun kurduğu ÖKM Drama Kulübü, rektörlük tarafından ÖKM’nin kapatılması ve kulüplerin dağıtılması ile faaliyet yürütemez hale getirildi. İÜ yönetiminin ÖKM’yi kapatma girişimi, İÜ bünyesindeki tüm kulüpleri işlevsiz hale getirdi. Bu zorlu süreç, eski ÖKM Drama Kulübü, yeni İÜFF Tiyatro Kulübü olarak bize dayanışma ve örgütlülük hakkında önemli kazanımlar edindirdi.

*ÖKM’nin kuruluşundan kapatılışına kadar geçen tüm süreci detaylı incelendiğinde örgütlenme ve dayanışmanın, başta tiyatro olmak üzere diğer kültür-sanat faaliyetleri için ne kadar önemli olduğu sonucu net bir şekilde ortaya çıkar. Bu çetrefilli süreçte çatısı altında barındığımız ÖKM’de faaliyet gösteren diğer kulüplerin, kendi dayanışma ve iletişim ağlarına, sürecin başında kulübümüzü dahil etmeyerek gösterdiği antidemokratik jeste rağmen, mücadelenin her aşamasında bizi yalnız bırakmayan dönemin tiyatro örgütlenme pratiği Türkiye Tiyatrolar Birliği- İstanbul, mücadelemize önemli katkılar sunmuştur. ÖKM’nin kapatılmaması için yapılan eylemlerde, öğrencilerin basın açıklamalarında ve tüm kültür-sanat çevrelerinde konunun daha büyük kitlelere ulaşmasında gösterdiği aktif katılım ve verdiği destek ile örgütlenmenin ne kadar önemli ve değerli olduğunu bize bir kez daha göstermiştir. Şüphesiz o dönemde adını yeni bir örgütlenme anlayışı ile TTB-İstanbul olarak ilan eden ve yerelden genele örgütlenme modelini benimseyen eski İATP-G topluluklarının bu pratikleri, sahip oldukları dayanışma anlayışının yansımasıydı.

Kısa tarihimiz örgütlenmenin gerekliliğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde somut örneklerle doludur. ÖKM meselesi bunlar içinde belki de en önemlisi. Bir kültür merkezinin likide edilmesi pekçok tanığın gözü önünde olmuştur. Bu süreç aleyhimize sonuçlansa da süreçte edindiklerimizin bize ve diğer tiyatro bileşenlerine katkısı paha biçilemez.

Günümüz dünyasında karanlığa karşı durup daha fazla aydınlık için mücadele eden her özne örgütlenme ihtiyacını yakından hissetmiştir. Biz de İÜFF Tiyatro Kulübü olarak örgütlenmenin gerekliliğini yakından hissederek ve bu konuda aktif rol alarak aydınlanma mücadelemize devam ediyoruz. İstanbul yerelinde oluşturulmaya çalışılan yeni bir örgütlenme için kolları sıvıyoruz. Sizi ‘Nasıl Bir Örgütlenme?’ sorusuna, beraber yanıt aramaya çağırıyoruz. ‘Sahne İstanbul’ mottosuyla yola çıkan bu oluşumun içinde biz de varız. İstanbul’daki tüm tiyatro pratiklerini yeni bir örgütlenme için ‘Sahne İstanbul’ demeye davet ediyoruz.

* ÖKM sürecini hatırlamak isteyenler için;
http://www.iueat.org/2011/01/okm-sureci-ile-ilgili.html

28 Mart 2011 Pazartesi

İÇİNDE AKIL KİRİ, TEMBEL PASI, BEN CANAVARI, İDEOLOJİ ÇIKMAZI, İNSAN AYMAZI OLMASIN LÜTFEN!

Sultan Kaleli

Ben bir devlet memuruyum. Her gün sabah sekiz akşam dört buçuk, adliyede psikologculuk oynuyorum. Ne yapayım oyun oynamayı seviyorum. Kaçıncı dereceden memurum bilmiyorum ama yirmi sene çalışsam, yirmi sene aynı odada aynı koltukta oturacağımı biliyorum. Sahi unutmadan aynı zamanda adli bilimciyim. E dolayısıyla uzman psikolog oluyorum. Sanmayın olay yerine gidiyorum. Bu unvan ne işe yarar bilmiyorum. Sanırım kafam biraz karışık ama neticede bir işte çalışıyorum. Her ne kadar bu tozlu odada dirsek çürütmenin bana göre olmadığını bilsemde, ekmek parası malum, hayat şartları kardeş diyorum.

Cerrahpaşa’da akşam vakti olunca seviniyorum. Sona doğru gelirken, soğuk rüzgarları yüzünden akımına kapıldığım resmiyetin, üstüme olmayan kostümünü fırlatıp bir kenara atıyorum. Keyifle kırmızı ve büyük çantamı hazırlıyorum. Malum, büyük olmalı. İçine eşofmanımın ve tiyatro metnimin sığması gerek. E kırmızıyı da seviyorum. Benim için canlılık demek. Günlük işlerimi son kez kontrol edip, odaya kilidi vurup, kendimi sokağa atıyorum. Neyse ki çok uzak değil iş yerim Vezneciler’e. Yirmi dakikada gidiyorum. Vezneciler Kız Yurdu’nun tam karşı sokağında eski İÜ Öğrenci Kültür Merkezi binasına doğru yolum. Sonunda varıyorum. Bina çok soğuk. Kimse yok. Akşam beş gibi. “ Hey gidi eski günler!“ diyorum. Buralarda selamlaştığım arkadaşlarımın olduğunu hatırlıyorum. İçim acıyor. “Müstehak bize, kurtaramadık.” diyorum. Birçok şey yapmadık değil aslında. İmza kampanyası, eylem, toplantılar, basın duyuruları… Yetmediğini biliyorum. Öğrencilere ait bir kültür merkezinin, uzaktan eğitim merkezi olmasına göz yumduk diye, kendi kendime içerliyorum. Bir yandan da şüphelenmeden edemiyorum. Eğitim uzaktan biliyorum ama gerçekten ne yapılıyor bu binada artık, çözemiyorum.  Kendimi alamadığım bu düşüncelerle yavaş yavaş merdivenlerden çıkıyorum. Yine sessizlik ama bu defa huzur bozucu. Kendimi bir an önce tiyatro salonuna atmak istiyorum. Son basamağı çıkarken salonun kapısındaki kırmızı perdeleri görmek rahatlatıyor beni. “Oh be, sonunda geldim!“diyorum. Herkes de hazırlıklı gelmişse o gün çalışmaya, keyifli bir yolculukta ilerliyorum.

25 Mart 2011 Cuma

BU OTOBÜS KAÇMAZ

Hüseyin Erdoğdu

Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu(BGST) 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle Martın 08-16 günleri arasında Tiyatroda Kadın Günleri adı altında kadın etkinlikleri düzenledi. Etkinliklerin çerçevesinde çeşitli oyunlar oynandı ve paneller düzenlendi. İş koşullarımdan kaynaklı etkinlikleri takip etme fırsatım olmadı. Bu etkinliklerin kapsamında 13 Mart Pazar günü Otobüs oyununu izleyebildim. Sevilay Saral’ın yazıp rejisini üstlendiği Otobüs oyununu Tiyatro Boğaziçi(TB)’den kadınlar, kolektif çalışma sonucu sahneye taşımışlar. Bu projeyi geçen sene gündemine alan topluluk, oyunun bazı sahnelerini geçen sezon sergilemiş, geri kalanını da bu sezon tamamlayıp tam metni seyirciyle buluşturmuşlar.

Oyunda on kadın aynı yöne doğru yolculuğa çıkar. Farklı renklerden birbirleriyle alakasız on kadın başka başka amaçlarla aynı otobüsle çıktıkları yolculukta aynı yere varırlar: Bir masal ülkesine... Otobüs’te yolculuk asker oğlunu görmeye giden teyze ile hobi olarak dağcılık yapan öğrenci kızın sohbeti ile başlar. İki akademisyenin tartışmasıyla devam eden oyun, ilk diyalogdan itibaren ağlama sesi duyulan beyaz kadın ve onu teselli eden teyzesiyle akıp gider. Bu diyaloglar kadınları yakından tanımak, onların karakterleri hakkında bilgi edinmek için giriş niteliğindedir. Tüm kadınların sırayla akan ikili sahnelerinin en sonuncusu olan beyaz kadının ağlamaları, oyun başlar başlamaz duyulur. Oyun boyunca ara ara duyulan, kendi hikâyesine ağlayan beyaz kadının hıçkırıkları, dünyanın her tarafında ama özellikle bu topraklarda çokça şahit olduğumuz kadın yazgısına bir ağıt gibidir. Beyaz kadının hikâyesi yabancısı olmadığımız ve adına her yıl yüzlerce kadının katledildiği namus meselesidir. Sevilay tam bir kadın duyarlılığıyla tüm kadınları kendi renklerinde, merkezine beyazı koyarak oya gibi işleyip önümüze koymuş. Oyaya işlenen hikâyede acı var, hem de vicdanımızın bam teline değen… ama umut da var, hem de masal tadında…

27 Ocak 2011 Perşembe

İstanbul Üniversitesi Öğrenci Kültür Merkezi’nin Kapatılma Sürecine Dair

Hüseyin Erdoğdu
Emre Alican

1990’da kurulan ve yirmi yılı aşan bir üretim süreci sonunda İstanbul Üniversitesi Öğrenci Kültür Merkezi (ÖKM) yeni bir döneme girdi. Kültür merkezinin Haziran 2010’da kapatılması için düğmeye basılmış ve tüm çabalara rağmen ÖKM, okul yönetimi tarafından yeni bir fakülteye çevrildi. Aslında ÖKM’nin kapatılması yeni konuşulan bir şey değildi. Daha önce de çok defa bu yönde girişimler olmuş ama öğrencilerin direnç göstermesi ile geri adım atmışlardı.

ÖKM kurulduğundan bu yana bünyesinde bulunan 20’ye yakın kulüp, kültürel ve sanatsal faaliyetlerde bulunmuş, İstanbul Üniversitesinin sosyal-kültürel-politik dinamiği için çekim merkezi olmuştur. Bünyesinde yer alan edebiyat, dil, resim, fotoğrafçılık, sinema, tiyatro, halk oyunları, müzik kulübü gibi kulüpler sanatsal faaliyetlerini ÖKM açık olduğu sürece aktif olarak yürütmüştür. Bu sayede öğrenciler neredeyse her sene kesintisiz sanatsal birçok ürüne ücretsiz ulaşabilmiştir. Üyeler eğitim sezonunun açılışı ile başlattıkları çalışmalarını sezon boyunca sürdürmüş ve bu çabaların sonucu örgütledikleri çeşitli etkinlikleri (şenlik vb.) okul içinde öğrencilerle okul çevresinde-dışında halkla paylaşmışlardır. Bu çalışmaları yürüten üyeler, mezun olduktan sonra da sanatla bağını koparmamış ve kültür merkezinde edindikleri birikimleri yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde çeşitli kurum ve platformlarda zenginleştirerek sanata katkılarına devam etmiş ve İ.Ü.’yü başarılı bir şekilde temsil etmişlerdir.